Sosyal Medyada Çocuk Olmak

Sosyal medya ve İtibar yönetimi uzmanı Yaprak Yapsan, çocukların sosyal medyayı nasıl kullanması ve ebeveynlerin bu konuda nelere dikkat etmesi gerektiği ile ilgili fikirlerini Şehrin Çocuk Hali’nde paylaştı.

sosyal medya_çocuk

İletişimin en doğru hali tabii ki göz göze, yüz yüze canlı iletişim kurmak. Ancak globalleşen dünyada internet teknolojilerinin hayatımıza kattığı hız ve mesafelerin ortadan kalkması nedeniyle sanal bir iletişim şekli de doğdu. Kişisel iletişimimizi artık sanal kimliklerimizle sosyal medya mecraları üzerinden sürdürüyoruz. Öncelikli olarak, gerçek kimlikleri konumlandırmamız, hiç bir şekilde olmadığımız, düşünmediğimiz, görünmediğimiz başka kimliklere bürünmememiz gerekiyor. Hayatımızın her alanında olduğu gibi samimi ve içten olabilmek değerli bu sanal kimliklerde. Trendleri takip eden, aranılan, beğenilen ve takip edilen olmanın dayanılmaz hafifliği ile başka kimlikler içine girmek bizi oldukça büyük bir yanılgıya itecektir. Özellikle, aile içi iletişimimizi sanal mecralar üzerinde sürdürmek bizleri gerçek hayatın dinamiklerinden uzaklaştırabilir. Bu nedenle, aile ve yakın çevrenin sosyal medya üzerinden birbirini yakinen takibinin bir nevi mahalle baskısı olarak algılandığını söyleyebilirim. “Annelerimiz Facebook’ta! Tehlikenin farkında mısınız:) Esprilerinin kaynağı olarak, annelerimizin bizi sosyal medya üzerinden takibini biri bizi gözetliyor evi kıvamında algılamamız da gösterilebilir. İşin şakası bir yana, tanımadığımız ve bizleri de gerçek hayatta tanımayan insanlar ile daha çok yakınlaşmak istediğimizi düşünüyorum bu mahalle baskısının sonucu olarak.

sosyalmedya_çocuk
Çocukların sosyal medya kullanımı açısından, ergenlik çağı öncesi kesinlikle çok kontrollü olunması gerektiğini düşünüyorum. Pedofilinin -maalesef- yaygınlaşması bu alanı daha çekici hale getirmiştir anne ve babaları çeşitli güvenlik önlemlerini kullanmaya ve çocuklarını dijital açıdan bilinçlendirmeye davet etmek önemlidir. Ergenlik çağına gelmemiş çocuklarımız için gözetimli ve saat sınırlamalı bir kullanım söz konusu olmalıdır. Özellikle çağımızın vebası olan, odaklanma sorununa en çok sosyal medya da fazla vakit geçiren ve bilgisayarlarının içindeki dünyada yaşamaya çalışan çocuklarımız maruz kalıyor. Odak noktasını dijital döngüden kurtaramayan çocuklar için, sadece sanal tatminlerin ön plana çıkması ise kaçınılmaz hale geliyor. Hangi anne-babanın çocuğu için iletişim kurma alanı sadece bu eksende kalabilir ki? Lütfen bunu sorgulamaya öncelikle kendimizden başlayalım. Sabah uyandığımız andan itibaren, ne kadar bir zaman dilimini sosyal medyada geçirdiğimiz ve bu dilimde yanımızda çocuklarımız varken nasıl davrandığımız çok önemli. Eğer çocuklarımızın sözlerini keserek tweet atıyorsak tehlike çanları çalıyor demektir:( Ya da onların izinlerini almadan, fotoğraflarını paylaşıyorsak, gelecekte birey haklarını korumayı nasıl öğreteceğiz? Avrupa Birliği’ne girememiş bir ülke olarak Avrupa 1.olduğumuz Facebook özellikle kadın nüfusunun son derece yoğun kullandığı bir mecra. Maalesef okumayı sevmeyen toplumların en çok görsel mecralara yöneldiğinin göstergesi olarak ülkemizde Instagram gibi görsel mecraların ve video platformlarının yükselişi beklenen sonuç. Okuma alışkanlıklarını halen destekleyen taraftaysak şayet, çocuklarımız için mutlaka okuma saatlerinin dışında bir sosyal medya zamanı oluşturmak zorundayız. Bu yıl ilk defa, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından öğrencilerin birbirleri ve öğretmenleri/okulları arasındaki dijital iletişimin sınırları açısından, uygun olmayan-kötü kullanımlar için disiplin yönetmeliği uygulamasına geçildi. Toplumsal saygıyı korumak adına önemli buluyorum ancak artık dijital iletişimin varlığını kabul etmemiz açısından önce bilinçli iletişim dilini öğrencilere aktarmanın da yine bakanlık müfredatları arasında yer alması gerektiğini de düşünüyorum. Sadece yasaklama ve dayatma ile bu bilinç seviyelerine ulaşmamız zor.

Çocuklarımızın yoğruldukları aile düzenlerimizde ilişkilerimiz ve evliliklerimiz açısından sosyal medyanın maalesef olumsuz yönlerinden bahsetmeden geçemeyeceğim. Günümüzde pek çok ilişki, bu mecralar üzerinden kurulmakta ise de, yine bu mecralardaki davranış modellerimizin yanlışlığı nedeniyle de hasar görmektedir. “İyi bir ilişki için 3 maviden uzak durun: Facebook, Twitter, Skype” kalıbının bize gülümseterek düşündürdükleri açısından, çiftlerin ve ebeveynlerin birbirlerini takip etmelerini sağlıklı bulmadığımı ve zaten hayatın diğer alanlarında bu derece yakın olan insanlar için bağımlı düzeyde bir sosyal medya arkadaşlığının çok da extra bir katkısı olmayacağını söyleyebiliriz. Çeşitli kıskançlıklar ve sürekli mesaj kaygısı ilişkilerinin zeminini etkileyebilir.

Akıllı telefon ve tablet kullanımının artması ve mobilitenin yükselmesi nedeniyle, her an bağlanabileceğimiz sosyal ağlar, aile ve iş hayatımızı ya da hobilerimize ayırdığımız zaman dilimini de kuşkusuz etkilemekte ve dikkat dağınıklığı sorunu da yaratmaktadır. Bu nedenle, sosyal ağlara ayırdığımız zamanı, aile ve iş hayatımızın gerektirdiği şekilde atıl zamanlarla kısıtlamayı ve ilgi alanı konularına göre düzenleyerek kullanmayı önermekteyim.
Sosyal Medya hayatımızı hem iyi hem kötü yanlarıyla etkiliyor. Cenneti ve cehennemi olan bir alan doğru yönetilmez ise, itibarımızı en çok yönetmemiz gereken bu mecrada krizlere, anlaşmazlıklara, yanlış algılanmalara düşmemiz an meselesi.

Bu nedenle, kişisel ve kurumsal markalarımızı önce hedef kitlemiz, sonra bu kitleye ulaşmak için bize gereken en doğru mecra, hangi stratejiye uygun olarak nasıl ve ne zaman paylaşım yapabileceğimizi iyi kurgulayarak yer almamız gerekmekte.

Her marka her mecrada var olacak diye çabalamak yerine, mecraların dilini iyi kavramak gerekiyor. İyi içerik üretmek için, paylaşım endüstrisinin esas olduğu bu yeni pazarlama dinamiğinde önce iyi takipçi olmayı öneririm. Rakipler, benzer ve benzemezlerin içerikleri bize yol gösterici olabilir. İçeriklerimizin, internet konuşulmalarının yüksek olduğu saat ve günlerde bir plan dâhilinde paylaşımı bize iyi bir etkileşim sağlayacaktır. Etkileşim yaratmak için, biz de etkileşim oluşturan tarafta olmalıyız. Eğer sadece pasif bir okuyucu isek, bizim içeriklerimizi takip edenlerin beğenme, yorumlama ve paylaşmasını beklememiz doğru olmaz. Ancak sadece etkileşim almak uğruna her paylaşımı da beğenmenin ve takip edeni takip ederim, beğeniye beğeni:) gibi egosal sistemlerin bu mecralarda gelişimi sağlamadığı çok açık. İçeriklerimizi oluştururken, kendi özgün dilimizi ve samimiyetimizi yansıtmak bizi ayrıştıracak ve çok okunan/takip edilen/önerilen haline getirecektir. Amacımız her zaman nicelik mi nitelik mi sorusunun cevabına göre konumlanmak olmalıdır.

Markaların hedef kitlesi ile aralarında bariyerleri kaldıran şekilde, sıcak ve etkin bir iletişim dili kullanmaları, hizmet/ürün algısını yönetirken özellikle sosyal medyanın çok sevilen esprili ve genç dili ile içerik oluşturmaları kesinlikle başarıyı yakalamalarına sebep olacaktır. Teknolojiyi yakından takip etmek ve özellikle içerik fabrikalarını yakından izlemek de bize küresel bir bakış açısı kazandırabilir. Taklit ve her türlü kopyalama ise bizleri kötü bir iletişime iteceği için son derece yanlıştır. Bunun yerine nitelikli esinlenmeyi içeren kürasyonları öneririm.
Sosyal medyanın bizler için sınırsız bir özgürlük alanı olmadığı gerçeğinden yola çıkarak, kişisel hak ve özgürlükler ile öz saygı çerçevesinde çocuklarımıza rol model olacağımızı unutmadan paylaşım yaptığımız güzel günler diliyorum.

Yazan: Yaprak Yapsan

FB_IMG_1449681909178

Haftalık E- Bültenimize Abone Olun!

SOSYAL MEDYADA BİZİ TAKİP EDİN!
CLOSE
CLOSE